23 Mart 2026

TÜSİAD: Yapısal dönüşüm için kamunun rehberliğine ihtiyaç var

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, küresel gerilimlerin ve korumacılık eğilimlerinin arttığı yeni dönemde sektörlerin yapısal dönüşümü için en önemli ihtiyacın kamunun rehberliği olduğunu söyledi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ozan Diren, küresel ekonomide jeopolitik gerilimlerin arttığı, ticaret akımlarının yeniden şekillendiği ve ülkelerin ekonomik güvenlik ile yatırım çekme arasında denge kurmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye iş dünyasının da yeni bir yol aradığını belirterek, “Bu dönemde en kritik başlık yapısal dönüşüm ve politika rehberliği olacak” dedi.

EKONOMİ gazetesinin sorularını cevaplayan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Türkiye için karmaşık küresel ortamın doğru politikalarla fırsata dönüştürülebileceğini ifade etti. Diren, makroekonomik istikrar, uluslararası ilişkilerde güçlü diplomasi ve iş dünyasının dönüşümünün birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Doğası gereği TÜSİAD’ın ve Türkiye’nin hedeflerinin aynı doğrultuda olduğunu belirten Diren, şunları söyledi: “Yapısal dönüşüm dediğimizde aslında önemli başlıklardan biri rehberlik ihtiyacı. İş dünyasının önümüzdeki 5-10-15 yıl içinde hangi sektörlerin öne çıkacağını görmeye ihtiyacı var. Kamunun yol gösterici olması önemli. Özellikle Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkimizin geleceği konusunda da net bir çerçeveye ihtiyaç var. Çin’i dışarıda tutmak mümkün değil. Sadece ucuz üretim yapan bir ülke değil; teknoloji, tedarik zinciri ve birçok alanda güçlü bir oyuncu. Ayrıca buradan turist çekmemiz de çok önemli.”

"ŞİRKETLERİN ARTIK JEOPOLİTİK OFİSLERİ VAR"

Diren, dünyada jeopolitiğin artık ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirterek, uluslararası şirketlerin bu alana özel birimler kurduğunu söyledi. “Artık şirketler, Chief Geopolitical Officer (CGO) yani jeopolitik işlerden sorumlu üst yönetici pozisyonları oluşturuyor. Birçok uluslararası şirketin jeopolitik ofisleri var” diyen Diren, iş dünyasının karar süreçlerinde jeopolitik gelişmelerin belirleyici hale geldiğine dikkat çekti.

"MADE IN EUROPE’TA SİSTEME DAHİLİZ"

Diren’e göre Türkiye açısından en kritik dış ekonomik başlıklardan biri Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler. En büyük ticaret ortağımız AB’nin son dönemde gündeme getirdiği Made in Europe’a dikkat çeken Diren, şunları söyledi: “Aslında bu korumacılık. TÜSİAD olarak bu konuya geçtiğimiz temmuzda odaklandık. O zaman başkan yardımcısıydım. Brüksel'de süreci tam anlamak için girişimlerde bulunduk. Değişik isimler verdiler ama temelde bunun genel adı ‘European Preference’ yani AB’de kamu alımlarında ve devlet teşviklerinde AB menşeli ürünlere öncelik verilmesi. AB, Amerika ve Çin’le tedarik rekabetinde, Rusya ile enerji alımı ilişkilerinde baskı altında. Her ülke gibi korumacılık tarafını güçlendirmek istedi. Önce AB şemsiyesi altında yapmaya çalıştı, sonra güvenilir ortaklarla birleştirdi. Bazı şartları sağlayanları alacağını söyledi. Fakat burada tabii Türkiye Ankara Anlaşması çerçevesinde alınan Ortaklık Konseyi kararıyla AB ile Gümrük Birliğine sahip. İkincisi aday ülke. Dolayısıyla herhangi başka bir ülkeyle karşılaştırılabilir değil. AB bir Gümrük Birliği ülkesi olarak Türkiye'yi sisteme dahil ediyor. Ancak yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerimiz de bulunuyor.”

"ÜYELERİMİZE DÜŞEN YÜKÜMLÜLÜKLER VAR"

Diren, sürecin yasalaşması için AB Komisyonu tarafından hazırlanan tasarının Avrupa Parlamentosu’nun onayından geçmesi gerektiğini bunun da bir buçuk-iki senelik bir süreç olduğunu belirterek, Türkiye’nin şu anda sürecin içinde olduğunu, kapsamla ilgili uygulama koşullarının yasama sürecinde netleşeceğini belirtti. Diren, “Son İlerleme Raporunda ekonomik işbirliği alanlarında pragmatik adımların öne çıktığını görüyorum. Stratejik bir yaklaşımla ele alınırsa bu adımlar AB sürecini yeniden canlandırabilir. Burada bizim üzerimize düşen şeyler var. Örneğin AB'nin dekarbonizasyon hedefleriyle uyumlu, 2053 net sıfır vizyonumuzu destekleyen bir sanayi dönüşümü gibi. Bunun dışında emisyon ticaret sistemi… Kamu alımlarında karşılıklılık ilkesi gereği adımlar da gündemdedir” dedi. Bu süreçte Türkiye’nin AB tedarik zincirlerinin içinde kalmasının yalnızca kamu alımları açısından değil, AR-GE  teşvik mekanizmaları açısından da kritik olduğunu vurgulayan Diren, bu nedenle AB ile entegrasyonun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

"TÜSİAD-RGE SEKTÖR BAZINDA AÇIKLANACAK"

TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’ni (TÜSİAD-RGE) her çeyrek açıkladıklarını kaydeden Ozan Diren, “Bu endeks hem Türkiye’de hem de ihracattaki rakiplerimizde dört önemli maliyet kalemine bakıyor: İşçilik, enerji, ara malı ve finansman” dedi. Diren, “Rekabet gücü endeksine baktığımızda Türkiye’nin rekabetçilik kaybı yaşadığını net görüyoruz. Son iki çeyrekte bir miktar toparlanma eğilimi var ama geçmiş döneme kıyasla rekabet gücümüzde kayıp söz konusudur” dedi.

Diren, endeksin Haziran ayından itibaren sektör bazında detaylandıracağını da söyledi. Diren, “Türkiye dış finansmanla büyüyen bir ekonomi. Temel konu, öngörülebilirlik, makro ekonomik istikrar, regülasyonların sık değişmemesi. İş yine dönüp dolaşıp yapısal dönüşüme geliyor. Endüstri bazında, bölge bazında ve şirketler düzeyinde dönüşüm gerekiyor. Şirketlerin yeşil ve dijital dönüşümü gerçekleştirmesi, verimlilik ve rekabetçilik açısından kritiktir” dedi. Diren’e göre ihracatta sürdürülebilir başarı için inovasyon, Ar-Ge, teknoloji ve enerji verimliliği gibi alanların daha fazla öne çıkması gerekiyor. Diren, “İhracat tarafındaki dönüşümde marka, teknoloji, inovasyon ve enerji verimliliği gibi başlıkların daha fazla öne çıkması gerekiyor. Tüm mekanizmaların da bu çerçevede odaklanması önemlidir.”

TÜSİAD ÇALIŞMALARINI ÜÇ ANA EKSENDE YAPACAK

“Doğru makroekonomi politikaları, doğru uluslararası ilişkiler ve iş dünyasının rekabetçilik odaklı dönüşümü çerçevesinde, dengeler yerine oturduğunda Türkiye’nin pozitif ayrışmaması için bir neden yok” diyen Diren, TÜSİAD’ın yeni dönemde çalışmalarını üç ana eksende şekillendirdiğini anlattı: Uluslararası ilişkiler, yapısal dönüşüm ve rekabetçilik... Diren, bu çalışmaları büyük bir titizlikle yürüttüklerini kaydederek, “TÜSİAD’ın 6 yuvarlak masa içinde 30’a yakın çalışma grubu var. 4 bin 500 üye şirketimizden 3 bin gönüllü ekibimize ek olarak politikaların hayat bulması için çalışıyor” dedi.