30 Mayıs 2021

Doğa Rutkay: “Bu ülke onca şeye rağmen güzelliğini kaybetmedi”

Bazı sanatçılar vardır içi dışı bir, öylesine bizden ki sanki ailenin bir ferdi gibi. İşte Doğa Rutkay da onlardan biri. Bu nedenle de her yaştan, her statüden oluşan geniş bir hayran kitlesine sahip. Hayran kitlesinin bu denli farklılık göstermesinin nedenini ise “Ben her şeyden önce ötekileştirmeyen, haddini bilen, Türk toplumunun yaşayış biçimine, örfüne, âdetine, geleneğine ve göreneğine saygı duyan bir sanatçıyım” şeklinde özetliyor Doğa Rutkay. Eski değerlerin kaybolduğu, şiddetin arttığı bir dönemde pandeminin gölgesinde iki evlat yetiştiren bir anne olarak geleceğe dair kaygılarının da olduğunu dile getiren Rutkay, “Ülkeme güveniyorum. Çok zor şeylerden geçti bu ülke. Onca şeye rağmen güzelliğini kaybetmedi. Bu gerçeğe tutunmak istiyorum” diyor.
 
Bize biraz çocukluğunuzdan ve oyuncu olmaya nasıl karar verdiğinizden bahseder misiniz?
Ankara doğumluyum. Dolayısıyla da ilk çocukluk yıllarım bu şehirde geçti. Babam o dönemde tiyatro hayatına Ankara Sanat Tiyatrosu'nda devam ediyordu. Annemin de çalışması nedeniyle vaktimi anaokulundan ziyade tiyatroda geçiriyordum. Bu yüzden çocukluğuma dair bütün anılarım Ankara Sanat Tiyatrosu ile ilişkili. Babamın yönettiği oyunlar, dekorlar, kostümler, aksesuarlar… Bütün bunlar benim hayatımın şekillenmesinde çok büyük bir yere sahiptirler.

Ben aslında tarih veya arkeoloji okumayı istemiştim. Fakat mezun olduğum dönemde not ortalamamın yetmemesi yüzünden bu bölümlerde okuyamamıştım. Hayat beni o tarafa götürseydi belki iyi bir tarihçi ya da arkeolog olma ihtimalim vardı. Ama not ortalamam yetmeyince konservatuar sınavlarına hazırlanmaya karar verdim. Sınavı kazanınca hayatım da sizlerin bildiği üzere bu doğrultuda şekillendi.

Babanız tiyatronun duayen isimlerinden olan Rutkay Aziz. Bu mesleği yapmaya karar verdiğiniz de “Rutkay Aziz’in kızı” etiketi size bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı sağladı? Rutkay Aziz isminin gölgesinde kalmamak için belki de diğer oyunculardan daha fazla efor sarf etmek zorunda kaldınız. Böylesine büyük bir ismin kızı olmak hem sosyal hayatta hem de iş yaşamınızda omuzlarınıza nasıl bir sorumluluk yükledi?
Hem avantajları hem de dezavantajları vardı. Bu tamamen bakış açınıza bağlı. Aslında birinin oğlu ya da kızı etiketiyle doğan çocuklar hayata bir sıfır yenik başlıyor. Zira herkesin sizin ile ilgili bir fikri var, bir önyargısı var. Kimse seni olduğun gibi kabul etmiyor çünkü isminin onun önünde kocaman bir etiket var. Ben de bu etiketin avantajlarını ve dezavantajlarını çok yaşadım. İşin pozitif yanında odaklanmayı tercih ettim. Açıkçası babamın gölgesinde kalmayı da çok arzu ettim çünkü ondan öğrenecek çok şey vardı. 25 senedir bu mesleği yapıyorum ve hala her gün babamdan yepyeni şeyler öğreniyorum. Bu birazda tercih meselesi yani babamı geçme yarışının içine girmek yerine babamdan ne öğrenebilirim duygusu beni daha çok besledi. O yüzden de insanların benim hakkımdaki önyargılarına ve “bu babanın kızı şöyle davranmalı, mutlaka şöyle bir projede yer almalı” gibi dayatmalarına rağmen her zaman yüreğimin sesini dinledim. Komediye olan yeteneğimin üstüne gittim. Beni mutlu eden alanda verimli olmayı tercih ettim. İyi ki de öyle yapmışım. Bu konuda da babamla çok ayrışıyoruz. Babam siyasi bir duruşu olan ve Türkiye’de politik tiyatro yapan nadir sanatçılardan. Dolayısıyla komediye olan düşkünlüğüm nedeniyle ister istemez babamdan farklı bir yolda ilerliyormuşum gibi gözüksem de ben hala babamın kızıyım.

Mesleki anlamda hayalini kurduğunuz olmak istediğiniz noktada mısınız? Değilseniz o noktaya ulaşmak için neler yapıyorsunuz?
Henüz hayalini kurduğum noktada değilim çünkü uzun zamandır tiyatro yapamıyorum. Hâlbuki her sezon yeni bir oyun oynamak gibi bir hayalim vardı. Çünkü ben tiyatro oyuncusuyum ve en rahat ettiğim yer sahne. O yüzden ekranda farklı projelerde olmak yerine tiyatro yapmayı tercih ediyorum. Ancak uzun zamandır istediğim gibi bir metin karşıma çıkmadı. Daha sonra da pandemi girdi araya ve istediğim tatmini tam anlamıyla yaşayamadım açıkçası. Ancak son 9 senedir devam eden projem tiyatro sahnesinde geçiyor. Bu nedenle kendimi çok mutlu ve huzurlu hissediyorum. Onun dışında olmak istediğim yerdeyim. Sevdiğim ve sevildiğim bir hayatı yaşıyorum diyebilirim.

Bir oyuncu olarak büyük bir gıpta ile takip ettiğiniz ve her ne olursa olsun bir gün mutlaka bir projesinde yer almak istiyorum dediğiniz bir isim var mı?
Vardı ama onlar da göçüp gittiler bu diyardan maalesef. Ben Müşvik Kenter, Yıldız Kenter gibi ustalara hayranlık duyan biriydim ve ne şanslıyım ki nurlar içinde yatsınlar çoğu da öğretmenim oldu.  Maalesef hocalarım gibi hayranlık duyduğum birileri yok hayatımda ama bir sürü genç meslektaşım var çok beğendiğim.  

Her yaştan, her statüden oluşan bir hayran kitlesine sahipsiniz. Hayran kitlenizin bu kadar geniş bir yelpazede farklılık göstermesini neye bağlıyorsunuz? Sizce hangi ortak paydada birleşiyorlar?
Öncelikle çok teşekkür ederim çünkü buradaki tespit benim için gerçekten çok kıymetli. Sizin de ifade ettiğiniz üzere benim çok farklı özelliklere sahip karma bir hayran kitlem var ve şunu büyük bir samimiyetle söylüyorum ki hepsi de benim için çok değerli.

Ben her şeyden önce ötekileştirmeyen, haddini bilen, Türk toplumunun yaşayış biçimine, örfüne, âdetine, geleneğine ve göreneğine saygı duyan bir sanatçıyım. Bu konuda da azami dikkati gösterdiğimi herkes bilir. Ben sanatçıyım her şeyi yaparım, özgürüm düşüncesinin çok dışında hareket ediyorum. Vatandaş olarak da çevreme, topluma, insanlığa kısacası herkese saygılı bir insanım. Böyle bir birey olmanın da karşılığını görüyorum. Benim onlara gösterdiğim saygıyı ve sevgiyi onlar da bana gösteriyor. Bu da bana yeter.

Kerimcan Kamal ile örnek gösterilen bir çiftsiniz. Bugünkü Doğa Rutkay’da eşinizin nasıl bir emeği var? Bir yandan çocuklarınızı bir yandan da kendinizi büyütürken o bu yolculukta nasıl bir yoldaşlık sergiledi?
Biz kadınlar hep doğru yer, doğru zaman ve doğru insan deriz ya işte ben o duyguyu 36 yaşında yaşadım, 39 yaşında da anne oldum. Benim eşimle kavuşmam tam anlamıyla huzurlu olduğum bir döneme denk geldi. Egolarımı, zaaflarımı törpülediğim bir dönemde eşimle tanıştım. Bunun ilişkim adına çok faydalı olduğunu şimdi çok daha iyi görüyorum. Çünkü gençken biraz daha özgür, vurdumduymaz, pervasız oluyorsunuz. Birçoğumuz gibi gençlikte benim de öyle bir dönemim oldu. Ama eşimi, kendimi ve dünyayı daha iyi algıladığım olgunluk dönemimde tanıdım. Karşımda bana aynı şefkati ve aynı sevgiyi gösteren bir insan vardı o yüzden de kaçırılmaz bir fırsattı. İyi ki eşimle yollarım kesişmiş iyi ki onunla bu yolda el ele yürümeye karar vermişiz. Eşime sahip olduğum için çok mutluyum. Bu mutluluğu sürekli kılmak için de onun bana davrandığı gibi eksiksiz davranmaya gayret ediyorum. Evliliğin uzun bir maraton olduğu bilinciyle eşim kadar ben de evliliğin gerektirdiği inceliklere ve hassasiyetlere önem veriyorum.

Hayatın her geçen gün dijitalleştiği, insanların bireyselliğe önem verdikleri, büyüklerimizin bizleri yetiştirirken kendilerine rehber edindikleri eski değerlerin hızla kaybolduğu bir dünyada 2 evlat büyütmeye çalışan bir anne olarak kendinize bu yolculukta nasıl bir yol haritası belirlediniz?
Zaman zaman en çok buna içim acıyor. Bu çağa mı doğurmak nasipmiş diyorum. Tabii bunu söylerken de işin olumsuz ve kötücül tarafından bakmayı tercih etmiyorum. Röportajımızın başında da söylemiştim iyi düşünceyle, umutla, adaletle çalışan bir sistemim var o yüzden de hala geleceğe dair iyi duygularımı korumaya çalışıyorum.  Çalışıyorum diyorum çünkü zorlandığım çok dönem oluyor. Sıkı bir haber takipçisiyim. Eşim de gazeteci olduğundan gündem bizim hayatımızda çok önemli bir yer kaplıyor. Dolayısıyla yaşanılan her şeyin bizim evde çok etkileyici sonuçları olabiliyor.

Hamileyken eşim yasaklamıştı haber takip etmemi. Gerçekten o derece haber bağımlısıyım. İzin vermiyordu. Okumayacaksın, izlemeyeceksin bari şu hamileliğinde etkilenme diye. Çünkü çok çabuk etkilenen bir insanım fakat dediğim gibi ülkeme güveniyorum. Çok zor şeylerden geçti bu ülke. Onca şeye rağmen güzelliğini kaybetmedi. Bu gerçeğe tutunmak istiyorum. Ama kadına, çocuğa, hayvana karşı psikolojik ve fiziksel şiddetin, haksızlığın bu denli arttığı bir dönemde yaşamamıza rağmen kızımı ve oğlumu hem sakınarak hem özgür bırakarak yetiştirmeye çalışıyorum. İlk 3 seneye kadar iyi geldim çünkü telefon, tablet, televizyon gibi teknolojik aletler bizim evde tamamen yasak. Nasıl olsa hayatları boyunca teknolojinin esiri olacaklar hiç değilse ömürlerinin ilk 3 yılını teknolojiden uzak yaşasınlar dedim. Onun yerine bol bol kitap, spor, resim, sevgi ve merhameti koymaya çalıştım. Kanaviçe işler gibi işledim çocuklarımı. Göz göze, ten tene hiçbir teknolojinin esiri olmadan yağmuru, güneşi, bulutu, karı, her şeyi doyasıya yaşadılar. Okula gitmeye başladıklarında her şeyle kendi başlarına mücadele etmek zorunda kalacaklar. Çocuklarım için elimden geleni yaptım en azından hazır bir alt yapıları var bundan sonrası aslında onlara kalmış.

Çocuklarınızdan önce ve çocuklarınızdan sonraki hayatınızı karşılaştırdığınızda ne gibi değişimler olduğunu görüyorsunuz?
En başta çok sabırlı bir insan oldum, hiç değildim. Çocuklarımdan önce aceleci bir insandım. Bekleyemem, dayanamam, sabırsızlanırım, içim kıpır kıpır olur ama evlatlarımdan sonra bunu tamamen yendim. Bir de okuduğum onca kitap, izlediğim onca film ve belgesele rağmen anda kalma felsefesini yaşamıma adapte edemiyordum. Evlatlarımdan sonra anda kalmanın ne demek olduğunu öğrendim. Şimdi onlarla birlikteyken ne akşama ne yemek pişireceğimi ne de ertesi günkü seti düşünüyorum. Onlarla anın tadını çıkarıyorum. Sanıyorum kendimle ilgili en büyük fark bunlar oldu.

Bize Doğa Rutkay’ı Doğa Rutkay yapan hayattaki 3 dönüm noktanızı söyleyebilir misiniz?
İlki annemle babamın boşanması sonrasında annemle Ankara’dan İstanbul’a taşınmamız. Bu beni büyüten bir süreçti çünkü. Dolayısıyla o benim ilk dönüm noktamdır. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı bitirdiğim gün de benim için çok önemli bir dönüm noktasıydı. Çünkü artık ne yapacağımı çok iyi biliyordum. Eğitimini almıştım, kendimi şanslı hissediyordum.  Üçüncü dönüm noktam ise aslında hem eşimle evlenmek hem evlatlarıma sahip olmak.

İmkânınız olsa ve bundan 20 yıl önceki ve 20 yıl sonraki Doğa Rutkay’a ne söylemek isterdiniz? Neden?
Zaten böyle bir kitap yazıyorum inşallah günün birinde çıkaracağım. Hala bitiremedim 7 yıl oldu. 20 sene öncesine gidersem Doğa’ya şunu söylemek isterdim: Sakin ol, hayatın tadını çıkar. Bu gördüğün ve yaşadığın her şeyin rengi ve tadı değişecek. Keyfini çıkarmaya bak. Acele etme! 20 yıl sonra yani 60 yaşındaki Doğa’ya şunu söylemek istiyorum: Doğacığım umarım evlatlarınla her anın tadını çıkarmaya devam ediyorsundur.

Pandemi hepimizin ilk kez deneyimlediği bir süreç oldu. Bu süreçte içsel bir yolculuğa hiç çıktınız mı? Kendinizle çevrenizle, dünyayla ilgili ne gibi keşifleriniz oldu?
İlk başlarda bir panik ve ne olduğunu bilmeme duygusu çok yoğundu. Yani bu bir bilimkurgu filmimi yoksa gerçek mi sadece bunu sorgulamak bile bir zaman aldı. Bunun dışında herhalde ben hayatımda ilk defa gerçek anlamda evde oturdum. Pazara, yürüyüşe bile gitmediğim bir dönem geçirdim. Fakat şanslıydım çünkü çocuklarım tam 2 yaşına girmişlerdi ve onların gelişimlerinin her saniyesine şahit olabildim. Bu dönemi çocuklarımla geçirmem gerekiyordu, öyle de oldu. Çünkü haftada 5 gün çalışıyordum kalan 2 günü de çoklarımla yine dolu dolu geçiriyordum ama 5 gün evde olmamak ister istemez çocuklarla aramda bir mesafe oluşmasına neden oluyordu. Bu dönemde her saniyeyi beraber geçirdik. Bu sayede de çocuklarımın 2 yaş sendromu dönemini kolayca atlattık. Bunun dışında elbette herkes gibi benim de geleceğe dair korku ve endişelerim var.

Bu süreçte ne yazık ki kadına karşı şiddet haberleri de her geçen gün karşımıza çıkar oldu. Siz bir kadın ve anne olarak kadına karşı şiddetle mücadelede farkındalığı artırmak için neler yapıyorsunuz? Bu sorunun çözümü için bireysel ve toplumsal olarak hangi adımların atılması gerektiğine inanıyorsunuz?
Bireysel olarak bu konuda üzerine çalışmalar gerçekleştiren dernek ve vakıfların içinde yer almamı talep ettikleri söyleşi ve farkındalık çalışmalarına elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum. Bireysel olarak Doğa burada olmalısın denildiğinde koşarak gidiyorum. Ancak ağırlaştırılmış yasalar yürürlüğe konulmadan, hafifletici sebepler ortadan kaldırılmadan bu konuda nasıl ilerleme kaydedeceğiz inanın bilmiyorum.

Çalışan, üreten, dünyaya karşı hassasiyetler besleyen biri olarak Türkiye’de kadın olmak hangi zorlukları, bu coğrafyaya ait hangi yükümlülükleri beraberinde getiriyor sizce?
Bu soruyu bana 10-15 yıl önce sormuş olsaydınız daha olumsuz bir bakış açısıyla cevaplayacaktım. Çünkü kadının iş yaşamındaki duruşuna dair daha negatif bir algı vardı. Şimdi durum bunun tam tersi. O dönem geçti. Ben çok farklı işler yapıyorum ve hepsinde de karşımda güçlü ve işini çok iyi yapan kadınlar görüyorum. Dolayısıyla ben biraz da biz kadınların artık bu söylemden uzaklaşması gerektiğini düşünüyorum.

Her şeyden önce biz kadınlar birbirimizi yüceltip, desteklemek zorundayız. Öteki türlü iş dünyasında kadına dair negatif algıların oluşmasına katkı sağlamış oluyoruz. Ben kadınların iş hayatında son derece başarılı olduklarını görüyorum. Bu örneklerin gösterilmesini ve parlatılmasını istiyorum. Çünkü bu kadınlar diğer kadınlara da ilham veriyorlar. Bu toplumda üreten ve istihdam sağlayan kadınların oranı azımsanmayacak derecede çok. Başarılı kadınların yokmuş gibi davranılmasını doğru bulmuyorum. Özetle kadının gücünü hafife almayalım, aldırtmayalım.

İçinde yaşadığınız dünyaya karşı ne gibi sorumluluklarınızın olduğunu düşünüyorsunuz?
Her şeyden önce vatanını, milletini seven, insanlığa faydalı olan evlatlar yetiştirmek istiyorum. Bu başlıca sorumluluğum zaten ama bu dünya da onlara aynı şekilde adaletli davranır mı her anne baba gibi benimde bu konuda soru işaretlerim var. Bencil bir birey değilim. Bu nedenle çevremi dolayısıyla da dünyamı korumaya azami özeni göstermeye gayret ediyorum.

Bu hayattaki amacınız nedir? Yani 40-50 yıl sonra geri dönüp baktığınızda nasıl bir hayat yaşamış olmayı arzu ediyorsunuz?
Kısalığı ya da uzunluğu hakkında fikrimizin olmadığı bir hayat bahşedilmiş hepimize. Naçizane 42 yıllık ömrümde hep onurlu, gururlu yaşamaya, iyi yürekli bir insan olmaya, elimde avucumda ne varsa paylaşmaya, annemin ve babamın öğrettiği gibi herkese eşit derecede saygı göstermeye dikkat ettim. Çocuklarımı da aynen bu şekilde eğitmeye çalışıyorum.

Ömrümün sonu geldiğinde en azından şunu demek istiyorum: Çok ama çok sevdim, çok sevildim, pek çok insanla çok güzel şeyler paylaştım, insanlara faydalı oldum. Haris kavgaların, kıskançlıkların, hırsların, çirkinliklerin içinde olmadım. Güzel bir ömrüm oldu.

Arçelik’in Çeliknaz’ını sizin seslendirdiğinizi biliyoruz. Koç Topluluğu ile yollarınız nasıl kesişti? Bu ve buna benzer başka projeler içinde yer aldınız mı?
 Benim aslında çok göz önünde olmayan bir diğer mesleğim de seslendirme sanatçılığı. Pek çok markanın sesiyim.  Arçelik benim ilk uzun soluklu maceralarımdan bir tanesi. Arçelik Çeliknaz’ı çıkardığında Çelik’in yanında Çeliknaz kim olacak dediklerinde akıllarına ben gelmişim. Bu beni çok mutlu etmişti. 5-6 sene kadar devam etti Çeliknaz ile Çelik’in hikâyesi. Sesimle birine ya da bir objeye hayat vermek, markaları sesimle temsil etmek beni çok mutlu ediyor. İnsanlara sadece sesimle dokunarak onların hayal dünyalarını harekete geçirmek çok keyifli.

Yorum yapmak için lütfen üye olunuz