16 Eylül 2025

Lord Waldegrave'den iş birliği önerisi

Koç Üniversitesi’nin bu yılki mezuniyet törenine konuk konuşmacı olarak katılan, Birleşik Krallık Lordlar Kamarası üyesi ve Coutts Kıdemli Danışmanı William Waldegrave, verdiği özel röportajda evrensel liderlik anlayışından yapay zekâ çağında etik yönetişime uzanan geniş bir perspektifte değerlendirmelerde bulundu.

Birleşik Krallık Lordlar Kamarası üyesi olarak Anayasa Komitesi'nde görev alan; 2009-2024 yılları arasında da Eton College’ın müdürlüğünü yapan; aynı zamanda Coutts’ta kıdemli danışman olan William Waldegrave siyasette derinliği, devlet insanlığı birikimi ve uluslararası vizyonuyla tanınıyor. Koç Üniversitesi’nin geçtiğimiz ay gerçekleşen 31. mezuniyet töreninde öğrencilere ilham verici bir konuşma yapan Waldegrave’in Bizden Haberler’e verdiği özel röportaj 21. yüzyılın liderlik anlayışı, eğitimin bireyleri topluma kazandırmadaki rolü ve yapay zekâ çağında etik ve kapsayıcı yönetişimin nasıl inşa edilmesi gerektiği üzerine içgörüler sunuyor. 

Temellerini Eton College’da attığınız, ardından Oxford ve Harvard Üniversiteleri’ne uzanan seçkin akademik yolculuğunuz, ilerleyen yıllarda yürüttüğünüz yüksek sorumluluk gerektiren siyasi görevlere nasıl yön verdi? 

Eton, öğrencilerine güçlü bir rekabet ruhu aşılayan ve onları hangi mesleği seçerlerse seçsinler mükemmelliği hedeflemeye teşvik eden bir okuldur. Aynı zamanda köklü bir siyasi geleneğe sahiptir. 1721’de göreve gelen ilk Britanya Başbakanı, aynı zamanda benim de atalarımdan biri olan Robert Walpole’dan başlayarak, bugüne kadar 20 başbakan bu okulda yetişti. Yalnızca siyasetçiler de değil, Eton’ın yetiştirdiği isimler arasında 1984’ün yazarı George Orwell ve ekonomist John Maynard Keynes gibi kamu meseleleri hakkında etkili yazılar kaleme alan yazarlar da var. Eton, öğrencilerini tartışmaya ve siyasal katılıma teşvik eder. Pek çok önemli siyasetçi okulda öğrencilerle bir araya gelir. Benim öğrencilik dönemimde, daha sonra başbakan olan Edward Heath da konuşma yapmak üzere okula gelmiş ve üzerimde derin bir etki bırakmıştı.

Oxford da benzer şekilde oldukça siyasi bir okuldur. Şimdiye dek 31 Britanya Başbakanı burada eğitim aldı. Ayrıca Benazir Butto ve Bill Clinton gibi başka dünya liderleri de Oxford’dan mezun oldu. Üniversitede, benim de öğrenciyken başkanlığını yaptığım, Oxford Union adında ünlü bir siyasi tartışma topluluğu var. Harvard için de aynı durum geçerli. John Adams’tan Barack Obama’ya kadar, ABD’de şimdiye kadar görev yapmış başkanların sekizi Harvard mezunudur.  

Eğitim aldığım tüm bu kurumlar bana siyasetin onurlu bir meslek olduğunu öğretti ve örnek alabileceğim olağanüstü rol modeller sundu. Oxford ve Harvard’da Antik Yunan ve Latin felsefesinin yanı sıra modern felsefe eğitimi de aldım. Her iki üniversitede de alanlarında çok yetkin hocalardan ders alma şansım oldu.

Tarihsel kökleri güçlü kurumların, çağın dönüşüm hızına uyum sağlayarak sürdürülebilirliğini koruması güçlü bir vizyon gerektiriyor. Siz Eton College’daki Provost’luk göreviniz süresince kurumun geleneksel mirası ile çağın gereklilikleri arasında nasıl bir denge kurdunuz?

1440 yılında kurulduğundan beri süregelen geleneklere sahip olan Eton'da, eski ile yeni arasında sürekli bir denge kurulması gerekiyor. Ben, mükemmelliği hedefleme geleneği ile bireyselliğin teşvik edilmesinin (örneğin her öğrenciye 13 yaşından itibaren kendi odasının verilmesi) korunması gereken değerler olduğuna inanıyordum. Aynı zamanda, geleneksel üniforma gibi dışa dönük sembolleri ve Kral III. George’un anısına her yıl düzenlenen ve öğrencilerin geleneksel kıyafetlerle kayıklarla geçit yaptığı Fourth of June töreni gibi etkinlikleri de sürdürmeye önem veriyorduk. Bunun bir sebebi de yeniliklere daha fazla alan ve özgürlük tanıyabilmekti. Ben bu durumu şöyle özetlemeyi severim: Eton, bir yılanın tam tersidir. Yılan dış kabuğunu değiştirir ama içi aynı kalır; biz ise dış kabuğumuzu korur, içimizde değişiriz. Bu yaklaşımla, en güncel eğitim yöntemlerini ve çağın gerekliliklerine uygun ders içeriklerini sistemimize dahil etmeye çalıştık. Ancak bu dengeyi korumanın, sürekli bir dikkat ve özen gerektirdiğinin de altını çizmek gerekir. 

1990’lı yılların başında, Birleşik Krallık’ta Bilim ve Teknoloji Ofisi’ne liderlik ederek kamuoyunun bilimsel gelişmeleri anlamasını teşvik eden yaratıcı adımlar attınız. Bugün yapay zekâ ve biyoteknoloji gibi alanların toplumu dönüştürdüğü bir çağda, sizce bu dönüşümü yönetecek etik ve kapsayıcı bir yönetişim modeli nasıl kurulmalı?  

Modern teknolojinin insanlık için büyük bir potansiyel taşıdığına inanıyorum; ancak bu potansiyel önemli bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Ağların algoritmaları insanları farklı gruplara ayırma ve bu gruplar arasında duvarlar örme eğiliminde. Bana göre hem lisenin hem de üniversitenin en önemli amacı gençlerin doğrudan sosyalleşmesini sağlamak, böylece istikrarlı bir toplumda “sosyal varlıklar” olarak birlikte çalışma kapasitemizi sürdürmektir. 

Koç Üniversitesi’nde öğrencilerin birbirleriyle ve akademisyenlerle güçlü sosyal bağlar kurduğunu görmek beni gerçekten çok etkiledi. Bu durum bana, kapsayıcı liderliğin ne kadar önemli olduğunun burada çok iyi anlaşıldığını gösterdi. Türkiye'de, bu tür bir liderliğin harika bir tarihsel örneği de var: Mustafa Kemal Atatürk. 

Jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dünyada, ulusal istikrar ve toplumsal güvenin yeniden tesisi için siyaset kurumlarının nasıl bir sorumluluk üstlenmesi gerekir?

Jeopolitik düzeyde de bireysel düzeyde geçerli olan anlayışa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Görünen o ki dünyanın dört bir yanında, ulusların birbirinden uzaklaştığı ve ulusal sınırların arkasında yeni duvarlar ördüğü bir süreç yaşanıyor. Bu durum, sıklıkla filozof Spengler’in “Sezarizm” olarak adlandırdığı otoriter eğilimlerin yükselmesine yol açıyor. Hepimizin büyük yıkıcı güce sahip silahlarla donandığı ve iklim değişikliği gibi gezegen çapında sorunların olduğu bir dünyada, etkili uluslararası ağlar ve iş birlikleri kurmak için bilinçli bir şekilde bir çaba sarf etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

21. yüzyıl liderlerini geleceğe hazırlarken hangi evrensel değerlerin ve düşünsel reflekslerin mutlaka korunması gerektiğine inanıyorsunuz?

Bence liderlerimizde ihtiyaç duyduğumuz değerler önderlik etme cesareti ve özellikle sosyal medyada boy gösteren demagogların büyük sorunlara yönelik kısa vadeli ya da yanlış çözümlerle yanlış yönlendirme yaptığı zamanlarda popüler tepkilerin peşinden gitmeme erdemidir. Liderler ayrıca hata yaptıklarında bunu kabul edebilmeli, hatalarını düzeltebilmeli, bunu yaparken insanların güvenini koruyabilmelidir. Her şeyden önce, liderler kendi şöhretlerini değil, halklarının çıkarlarını temsil etmelidir. Cesaret, dürüstlük ve alçakgönüllülük büyük erdemlerdir.

Bugünden geriye baktığınızda, sizi en çok dönüştüren deneyim hangisiydi? Bu deneyimin ışığında, bireylerin kendilerine sağlam bir yön çizerek toplumsal hayata anlamlı katkılar sunabilmeleri için sizce hangi değerler yol gösterici olmalıdır?

Bana göre hayatımdaki en dönüştürücü an ya da en güçlü etki aktif siyasi kariyerim sona erdikten sonra; Güney Afrika’da yeni bir eğitim vakfı kurma sürecinde Nelson Mandela ile tanıştığım ve çalıştığım dönemde gerçekleşti. Bence tüm dünya onun cesaretini zaten biliyor; ama beni asıl etkileyen şey, onun ruhunun cömertliği, alçakgönüllülüğü ve zarafetiydi. Onunla tanışmak, kamu hizmeti yapan kişilerin sahip olması gereken erdemleri daha iyi kavramama yardımcı oldu: Cesaret, dürüstlük ve tevazu; bunların yanı sıra temel bir insanlık duygusu... Bay Mandela’nın belirlediği ideal çoğumuzun erişemeyeceği kadar yüksektir; diğer taraftan da onurlandırılması ve ulaşılması gereken bir ölçüttür.