10 Eylül 2026

 “Hedefimiz bir Türk üniversitesi olarak dünyada ilk 100’e girmek”

Vehbi Koç Vakfı, farklı alanlarda ilham veren isimleri “VKV Sohbetleri” podcast serisi aracılığıyla dinleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Serinin son bölümüne, Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Sitti konuk oldu.

Prof. Dr. Sitti, Koç Üniversitesi'nin dünya çapında ilk 100 üniversite arasına girme vizyonunu, araştırma ve inovasyon odaklı büyüme hedeflerini, disiplinlerarası eğitim yaklaşımını ve üniversite-sanayi iş birliklerinin Türkiye için yaratacağı katma değeri anlattı. Söyleşide ayrıca Vehbi Koç Vakfı'nın üniversitenin gelişimindeki rolü, Anadolu Bursiyerleri Programı ile "Etki İçin Katkı" bağış programının eğitime ve toplumsal faydaya sağladığı katkılar da ele alındı. Biz de bu keyifli sohbetin öne çıkanlarını sayfalarımıza taşıdık.

2023 yılından bu yana Koç Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürütüyorsunuz. Koç Üniversitesi'nin gelecek vizyonunuzu sizden dinleyebilir miyiz?

Ben göreve başladığımda, üniversitemiz 32 yıl gibi görece çok kısa bir sürede kurucusu merhum Vehbi Koç, Vehbi Koç Vakfı, Koç Ailesi, Koç Holding şirketlerinin yakın desteğiyle ve üniversitemizin hocaları, öğrencileri, personelinin büyük çabalarıyla Türkiye'de en saygın üniversitelerden biri haline gelmişti. Dolayısıyla ben Koç Üniversitesi'ni önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde nereye götürebiliriz vizyonuyla göreve başladım. Öncelikli hedefim Türkiye’de geldiğimiz konumumuzu korumak ve daha ileriye taşımak. Ama daha da önemli bir görev, Koç Üniversitesi'ni sadece Türkiye'nin en iyi üniversitesi değil, dünyada ilk 100 dediğimiz, yani en başarılı üniversitelerden biri haline getirmek. Tabii bunların yanında mükemmel eğitime en iyi şekilde devam etmek, inovasyon konusunda atılımlar yapmak. Start-up kültürü, girişimci kültürü konusunda da üniversitemizi şu anki yerinden çok daha ileri konuma getirmek istiyoruz. Eğitim, araştırma ve inovasyon olmak üzere üç branşta üniversitemizi 10 yıl içerisinde daha ileri bir konuma ulaştırmak için birçok adım atacağız.

Koç Üniversitesi “Horizon Europe” yani “Ufuk Avrupa ve Avrupa Araştırma Konseyi”nin ERC desteklerinde çok başarılı bir konumda. Bu başarıları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Biz bir araştırma üniversitesiyiz. Örneğin YÖK'ün araştırma üniversitesi kategorisinde yer alan 27 üniversiteden birisiyiz, onlar içerisinde de en iyisiyiz. Bunun sebeplerinden biri, ülkemizde Avrupa Birliği'nden en çok fon almaya hak kazanan üniversite olmamız; aynı zamanda ERC dediğimiz, hocalara verilen çok prestijli Avrupa Birliği fonlarında Türkiye'deki en yüksek sayıya sahip olmamız. 55 ERC fonunun 32'si bizim üniversitemizde. Bu şu anlama geliyor: Bizim fakültemiz gerçekten kalite olarak çok önde ve bu fonlarla çok büyük araştırma projeleri yapma fırsatına sahibiz. Bu projelerin desteğiyle araştırma alanında yayınlar, çıktılar, patentler gibi birçok konuda önemli bir konuma gelmiş durumdayız. Amacımız bu fonları daha da artırmak. Bence Türkiye'de Koç Üniversitesi'nin potansiyeli şu anki 32 ERC fonunun çok daha ilerisinde. Neredeyse 400'ün üzerinde öğretim üyemiz var. Hocalarımızın yaklaşık üçte birinin bu fonları alma potansiyeli bulunuyor. Onları daha da yakından destekleyerek bu fonları almalarını sağlamak istiyoruz ki hem ünümüz ve çıktımız hem de Türkiye'deki ve dünyadaki etkimiz artsın.

Yüksek eğitim dendiğinde şu anda günümüzün konusu üniversite-sanayi iş birliği. Koç Üniversitesi'nin bu alanda da önemli adımları var. Bu doğrultuda oluşturulan merkezlerin bilgi üretiminin ötesinde bir etki yaratması, burada bir ekosistem kurmak anlamına mı geliyor?

Üniversitelerin sanayi ile olan iş birliği çok kritik. Üniversitemiz bu doğrultuda gerçekten büyük adımlar attı. Merhum Vehbi Koç'un üniversitemizi kurarken vizyonlarından biri,  bilgi üretiminin ötesinde, yetenekli, nitelikli iş gücü yaratmak ve sanayide büyük etki sağlamaktı. Üniversitemiz bugün de firmalara çok önemli iş gücü yaratmaya devam ediyor.

Ortaklık anlamında ise merkezlerimiz gerçekten iyi birer örnek teşkil ediyor. Sanayinin kendi ihtiyaçları oluyor. Bizim de üniversite olarak akademik çalışmalarda heyecanlandığımız birçok konu mevcut. Buradaki önemli nokta, sanayi ve üniversitenin ortaklığıyla iki tarafın da kazancının olacağı heyecanlı projeler ve merkezler yaratmak. Buradaki iş birliklerinin bizim için değeri; bilgi üretmenin dışında, yarattığımız bilginin gerçekten ürüne dönüşmesi ve böylece Türkiye ekonomisinde önemli bir katma değer sağlaması. Bu kısım çok önemli. En çok katma değeri sağlayan, aslında ekonomik değeri olan ürünler, yeni teknolojiler. Hidrojen teknolojileri, yapay zekâ gibi birçok alanda girişimlerimizi artırmak istiyoruz. Birçok firmayla konuşuyoruz. Birçok yeni ürün ve teknoloji yaratacağız ve bunu tabii iş birliğiyle mümkün hale getireceğiz. 

Sanayiyle iş birliğinin bu kadar kritik olduğu bir ortamda, disiplinlerarası eğitim de büyük bir rol oynuyor. Bir nevi duvarsız bir laboratuvar ortamından bahsediyoruz. Biraz bundan söz edebilir miyiz? 

Artık neredeyse her türlü araştırma çok farklı disiplinlerin bir arada çalışmasını gerektiriyor. Kendi araştırmalarımdan örnek vereyim. Tıbbi robotları yapmanız için hem tıp doktorlarıyla ortak çalışmanız gerekiyor hem de mühendislerin olması gerekiyor. Duruma göre bunları ürüne dönüştürecekseniz ekonomist ve diğer insanlarla ortak çalışmak da lazım. Disiplinlerarası çalışmanın bir zorunluluk haline geldiği araştırma ortamlarında biz de üniversite olarak yarattığımız ortam ve kültürde disiplinlerarası olmayı öncelikli olarak ele alıyoruz.  

İki dalda aynı anda çalışma ve eğitim alma araştırmada büyük bir avantaj sağlıyor. Eğitimde çift ana dal programının büyük bir katkısı var. Bununla birlikte bütün araştırma laboratuvarlarımızdaki ortamlar, kendi alanlarına daralmış değil, disiplinlerarası çalışan ortamları teşvik eden ortamlar. Binalarımızın ve ofislerimizin tasarımlarından tutun da verdiğimiz proje desteklerinin hepsinde disiplinlerarası çalışmaları teşvik ediyoruz.

Birçok alanda hocalarımız ve öğrencilerimiz ortak çalışıyor ve tıp, mühendislik, fen bilimleri, sosyal bilimler gibi birçok alan bir araya geliyor. Üniversitemizin yeni vizyonundan bahsettim. O vizyon içerisinde de daha çok bu disiplinlerarası çalışmayı teşvik edici ortamları artırma, yeni binalar yapma, yeni altyapılar oluşturma yer alıyor. Örneğin üniversite içerisinde bir fon verdiğimizde her zaman en az 2-3 disiplinin bir araya geldiği proje önerilerini destekliyoruz. Bu sayede hocalarımızın yalnızca kendi alanlarında sınırlanmasının önüne geçmekle birlikte, başka alanlardaki insanlarla ortak çalışmalarını teşvik ediyoruz; yapacakları araştırmanın kalitesini ve hatta etkisini daha da ileri seviyeye getirecek fırsatlar yaratıyoruz.

Tabii burada sadece akademisyenler, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden değil, lisans öğrencilerinden de bahsediyoruz...

Kesinlikle. Çift Anadal Programı tamamen lisans öğrencilerine dayalı. Aynı zamanda lisans öğrencilerimizin çoğu da araştırma tecrübesi edinme yolunda üniversitemizde ve firmalarda çalıştığı için onlar da aslında disiplinlerarası çalışma yeteneği kazanıyor. Bununla birlikte ders projeleri ve ekip çalışması konularında da öğrencilerimizi eğitmeye çalışıyoruz. Bu sayede mezun olduklarında, endüstri ya da akademik yönde ilerlediklerinde, disiplinlerarası ekip çalışmalarında tecrübeli olmuş oluyorlar ve başarıları daha da artıyor. 

Koç Üniversitesi’nin bahsettiğiniz bütün bu başarıların sonuçlandığı yer, Avrupa ya da dünya sıralamaları. Yakın bir zaman önce Koç Üniversitesi'nin QS 2026 Dünya Üniversiteleri Sıralaması’nda 78 basamak birden yükselişi söz konusu....

Dünya sıralamaları bir üniversitenin başarısının göstergelerinden biri. Biz de Koç Üniversitesi olarak dünya çapında bir üniversite olma vizyonuyla dünya sıralamalarında ne kadar öne gelirsek o kadar iyi olacağını düşünerek ilerliyoruz. Listede 78 basamak atılımla, dünya genelinde 323. sıraya yerleştik. Ama hedefimiz somut olarak bir Türk üniversitesi olarak dünyada ilk 100’e girmek. Bu sıralamaların birçok kriteri var, bu kriterleri ilerletmek konusunda adımlar atacağız. 

Tabii ilk 100’e doğru yaklaştıkça aslında her şey daha da zorlaşıyor. Dünyada inanılmaz bir rekabet var. En iyi olmak için ülkeler, üniversiteler büyük bir çaba harcıyor. İlk 100’e girme hedefimizi 10 yıl içinde doğru adımlarla başaracağımıza inanıyorum. Bu üniversitemizin uluslararası görünürlüğü anlamında çok büyük avantaj sağlayacak. Ama burada unutulmaması gereken şey şu ki; bu tür sıralamalar bizim hedefimiz değil, hedefteki aracımız. Bizim asıl hedefimiz dünya çapında tanınmak ve etkide bulunmak. Bu sıralamaların bilimsel ve akademik objektif kriterlerini en iyi şekilde sağlayarak o konuda adımlar atmak ve etkimizi dünyada en iyi hale getirmek. 

Koç Üniversitesi, Vehbi Koç Vakfı'nın eğitim kurumlarından biri. Bir vakıf üniversitesi olmak Koç Üniversitesi'ne nasıl bir güç veriyor?

Çok büyük bir güç veriyor. Manevi anlamda Vehbi Koç Vakfı'nın bir kurumu olmak gerçekten çok prestijli ve değerli. Çünkü büyük bir vizyonla kurulmuş bir vakıf ve ülkemize etki anlamında önemli katkılarda bulunuyor. Vakfımız bize her zaman destek oluyor, aynı zamanda birçok kanal da açıyor. Holding şirketleri olsun, müzelerimiz olsun, Koç Lisesi olsun, birçok kurumla yakından etkileşimde bulunarak aslında gücümüzü daha da artırıyoruz. Her zaman arkamızda olan Vehbi Koç Vakfı’nın desteğini bilmek ve o güveni hissetmek motivasyonumuzu yükseltiyor ve başarılarımıza katkı sağlıyor. Hem Vakfımızın hem Koç Ailesi ve Koç Holding şirketlerinin bu büyük desteği olmasa üniversitemiz şu anki haline gelemezdi. Bu destek gerçekten üniversitemizin başarısının çok önemli nedenlerinden biri.

Anadolu Bursiyerleri, hem çeşitli kurum ve kişilerin hem de mezunların katkısıyla Koç Üniversitesi'nde nitelikli eğitime kavuşuyor. Diğer taraftan,  “Act for Impact / Etki için Katkı” bağış programını da hayata geçirdiniz. Bu programların nasıl bir etki yarattığı bizimle paylaşır mısınız?

Vehbi Koç Vakfı'nın büyük desteğinin yanında hem kişisel hem de kurumsal birçok değerli bağışçımız, üniversitemizin büyük destekçisi. Koç Üniversitesi ülkemizin önemli bir üniversitesi, gerçekten nadide ve çok değerli bir kurum. 2011 yılında, daha önceki rektörümüz Sayın Umran İnan'ın başlattığı Anadolu Bursiyerleri Programı çok güzel bir örnek. 

Anadolu'nun birçok bölgesinde, bizim üniversitemizde okuyacak maddi duruma sahip olamayan öğrencileri destekleyen bir program ve şu ana kadar çok başarılı oldu. 1.100'ün üzerinde öğrencimiz, bu program sayesinde üniversitemizde eğitimlerini aldı; 500'ü mezun oldu, 600 öğrencimiz şu an eğitimlerine devam ediyor. Üniversitemiz bu burs programının belli kısmını desteklerken, bağışçılar da 3'te 2'sini destekledi. Birçok firma ve kişi çok değerli bağışlarda bulundu ve bulunmaya devam ediyor. Bu gerçekten çok değerli.

Bu kapsamda yeni bir destek örneğinden, yeni bağış programı olan "Etki İçin Katkı" dediğimiz Endowment Programı’ndan da bahsetmek isterim. Türkiye'de bir Endowment Programı şu ana kadar yoktu. Üniversite olarak bu konuda da liderlik yapıyoruz ve şu ana gerçekten çok büyük başarılar elde ettik.
Program kapsamında değişik firma ve kişilerden yaklaşık 30 milyon dolar civarında bağış geldi. Bunu görmek gerçekten çok etkileyici. Neredeyse 300'ün üzerinde olan bu bağış grubu büyüyor. Daha da sevindirici olan mezunlarımızın da bize bağışta bulunması. Bu, bizim ayakta kalmamız ve hatta ayakta kalmaktan öte koşmamız için büyük destek sağlayacak. Bunları daha çok görmek istiyoruz. Çünkü öğrencilerimize geri verme kültürünü de öğretmek istiyoruz. Disiplinlerarası çalışma kültüründen bahsettik ama geri verme kültürü de gerçekten çok önemli. Küçük de olsa herhangi bir geri verme kültürünün maddi ve manevi olarak anlamının çok büyük olduğunu öğretmeye çalışıyoruz ve bu konuda da desteğin giderek arttığını görmek istiyoruz.