• Anasayfa
  • Size Özel
  • Prof. Dr. Güray Erkol: Gerçek toplumsal etki, geleceği şekillendirecek birey yetiştirmektir
28 Mayıs 2026

Prof. Dr. Güray Erkol: Gerçek toplumsal etki, geleceği şekillendirecek birey yetiştirmektir

Vehbi Koç Vakfı eğitim kurumlarından Koç Okulu Genel Müdürü Prof. Dr. Güray Erkol ile okulun eğitim yaklaşımı, vizyonu ve toplumsal etki üretme rolü üzerine konuştuk.

Kasım 2025’ten bu yana Koç Okulu Genel Müdürlüğü görevini üstlenen Fizik Profesörü ve Eğitim Yöneticisi Güray Erkol, öğrencilik yıllarından bugüne uzanan kişisel deneyimlerini, eğitimle kurduğu bağı ve okulun güçlü yönlerini korumaktan geleceğin okuluna cesur adımlar atmaya uzanan liderlik yaklaşımını anlattı. “Türkiye’deki eğitim ekosistemine en büyük katkımız, öğrencilerimizi geleceği öngörüp uyum sağlayabilen bireyler olarak yarına hazırlamaktır” diyen Erkol, bu yaklaşımın okulun bütününe nasıl yansıdığını ve Koç Okulu’nun toplumsal etki vizyonunun hangi ilkeler doğrultusunda ele alındığını da paylaştı.

Eğitimle kurduğunuz kişisel bağ nasıl şekillendi? Bugün bu alanın içinde olmanızı sağlayan temel unsur nedir? 

Eğitimle kurduğum kişisel bağın iki kökü var: öğrenmenin bende yarattığı derinleşen merak ve insanı dönüştürme gücü. Akademik yolculuğumda, özellikle üniversite yıllarım ve sonrasında sınıfta olduğum dönemler eğitimle bağımı belirginleştirdi. Çeşitli üniversitelerde yıllar boyunca yüzlerce öğrenciyle çalışırken kalabalık amfilerde bile iyi tasarlanmış bir öğrenme deneyiminin nasıl bireysel temas hissi yarattığını fark ettim. Bunlar benim için eğitimi bir tasarım ve liderlik serüvenine dönüştürdü. Sonrasında odağım sadece öğretmek değil, öğrenci deneyimini bütünsel olarak inşa etmek oldu. Üniversitede öğrencinin ilk yıl deneyimini zenginleştiren ders ve yapıları kurmak, öğrenci destek mekanizmalarını hayata geçirmek, öğrenme analitiğiyle öğrenciyi daha erken ve doğru bir biçimde desteklemek bana şunu öğretti: Eğitimde kalite ancak insanı ve sistemi aynı anda görebildiğinizde sürdürülebilir hâle geliyor. 

Geriye dönüp baktığınızda, sizi bulunduğunuz noktaya taşıyan en kritik adım neydi ve bunun bugünkü liderlik anlayışınıza nasıl bir etkisi oldu? 

Eğitimde etkiyi sınıfın ötesine taşımayı seçmem yani öğretimi ve öğrenci gelişimini kurum ölçeğinde dönüştürecek rollere cesaretle geçmem oldu. Bu karar, bugünkü liderlik anlayışımın merkezine iki şeyi yerleştirdi: Birincisi, değişimi yalnızca vizyonla değil, sistemlerle ve disiplinli uygulamalarla yönetmek. İkincisi de insanı sürecin dışında bırakmadan, tam tersine öğretmeni ve eğitim liderlerini güçlendirerek ilerlemek. Bu nedenle kariyerimdeki dönüşümü “insan-sistem-amaç” üçgeninde kurduğuma inanıyorum. 
Bugün Koç Okulu’ndaki görevime de bu mercekten bakıyorum. İçinde bulunduğumuz çağ, yapay zekâdan iklim krizine, eşitlik ve kapsayıcılıktan iyi oluşa kadar eğitim süreçlerimizi yeniden ele almamız gerektiğini gösteriyor. Benim liderlik yaklaşımım da tam bu noktada şekilleniyor: Bir yandan okulun güçlü yönlerini koruyup “okulun geleceği”ni evrimsel biçimde inşa etmek, diğer yandan da cesur sorularla “geleceğin okulu”na doğru adımlar atmak. İnsanı, mekânı, zamanı ve teknolojiyi öğrencinin anlamlı öğrenme yolculuğu etrafında yeniden tasarlamak.

Koç Okulu’nun Genel Müdürü olarak üstlendiğiniz rolü nasıl bir liderlik ve etki alanı olarak görüyorsunuz? 

Koç Okulu Genel Müdürü rolünü, bir okulun bugünkü başarısını sürdürürken aynı zamanda onun geleceğe hazırlanma süreci olarak görüyorum. Bu görev, sadece akademik bir yönetim değil, aynı zamanda kurumun tüm değerlerini ve paydaşlarının potansiyelini en üst seviyeye çıkarma sorumluluğudur. Liderlik anlayışımın merkezinde akademik kadromuzdan idari birimlerimize kadar tüm çalışma arkadaşlarımın ortak bir vizyonla, her öğrencimizin kendi özgün potansiyelini keşfedeceği o güvenli ve ilham verici iklimi beraber inşa etmesi yer alıyor. Üstlendiğim görevin nihai hedefi, tüm birimlerimizin titiz emeğiyle okulumuzda birer “kıvılcım” olarak yetişen gençlerimizi, Atatürk’ün o anlamlı yaklaşımında olduğu gibi, ülkemizin ve dünyanın geleceğini aydınlatacak birer “alev” olarak hayata uğurlamaktır. Bu etki alanı, sadece okul duvarlarıyla sınırlı kalmayıp mezunlarımızın toplumda yaratacağı sıra dışı değişimle gerçek anlamına kavuşacaktır.

Bugünün dünyasında “eğitim liderliği” kavramı sizce nasıl tanımlanmalı? 

Bugünün dünyasında eğitim liderliğini okulu ya da sınıfı yönetmekten çok öğrenmeyi yeniden tasarlamak ve bunu güven veren bir sistemle sürdürülebilir kılmak olarak tanımlıyorum. Çünkü eğitim; teknolojik hızlanma, toplumsal talepler, ekonomik değişimler ve çevresel zorluklarla birlikte derin bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşüm, bir yandan mevcut okulların evrilmesini (okulun geleceği), diğer yandan daha radikal biçimde yeni öğrenme modellerinin düşünülmesini (geleceğin okulu) zorunlu kılıyor. Koç Okulu olarak, kuruluşumuzdan bu yana taşıdığımız “nitelikli Türk okulu” vizyonuyla, topluma büyük bir katkı sağlama sorumluluğumuz olduğunu biliyor ve bunun için çalışıyoruz. Bizim için gerçek toplumsal etki, bugünün değişen dinamiklerini doğru okuyan, kalıpları yıkan ve sorgulama becerisine sahip yani geleceği şekillendirecek bireyler yetiştirmektir. Türkiye’nin eğitim ekosistemine en büyük katkımız, öğrencilerimizi akademik olduğu kadar kazandıkları bilgiyi beceriye ve toplumsal faydaya dönüştürebilen, geleceği öngörüp uyum sağlayabilen bireyler olarak yarına hazırlamaktır. Bu yaklaşımımızla her öğrencimizin içindeki kıvılcımı ortaya çıkararak ülkemizin geleceğini aydınlatacak birer ışık olmalarına rehberlik ediyoruz. 

Beklentilerin, öğrenme biçimlerinin ve eğitimden talep edilen çıktının hızla değiştiği bir ekosistemdeyiz. Sizce Koç Okulu’nu benzer kurumlardan ayıran temel yaklaşım nedir? Bu farkı kalıcı ve sürdürülebilir kılmak için hangi stratejik öncelikleri merkeze alıyorsunuz? 

Koç Okulu’nu benzer kurumlardan ayıran temel yaklaşımın, “her çocuk için anlamlı bir öğrenme ve her öğretmen için anlamlı bir öğretme yolculuğu” tasarlama iddiası olduğunu düşünüyorum. Bugünün dünyasında standartlaştırılmış, tarihsel olarak Sanayi Devrimi’nin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş eğitim modeli hâlâ çok yaygın. Oysa teknolojik hızlanma, toplumsal ve ekonomik dönüşüm, çevresel zorluklar gibi dinamikler, öğrenmenin içeriğini ve deneyimini geleceğin ihtiyaçlarına doğru dönüştürmeyi zorunlu kılıyor. Koç Okulu’nun farkı, bu dönüşümü bir trend takibi olarak değil; pedagojiyi, kültürü ve sistemi birlikte ele alan bir okul tasarımı meselesi olarak sahiplenerek öne çıkmasında.

Eğitim kurumlarının toplumsal etki üretme rolü sizce yeterince görünür mü? Koç Okulu’nun bu alandaki katkısını ve sorumluluk alanlarını nasıl tanımlarsınız? 

Eğitim kurumlarının toplumsal etki üretme rolü bence çoğu zaman okulun kendi duvarları içinde algılanıyor. Oysa bugün yaşadığımız dönüşüm, okulları toplumsal dayanıklılığın ve ortak geleceğin kurucu aktörlerinden biri hâline getiriyor. Küresel ölçekte teknolojik hızlanma, toplumsal değişimler, ekonomik talepler ve çevresel zorluklar eğitimi yeniden şekillendirirken eşitlik-kapsayıcılık ve ruh sağlığı/iyi oluş da eğitimin çekirdeğine yerleşiyor. Bu nedenle toplumsal etkiyi yalnızca sosyal sorumluluk projeleriyle sınırlı tutmayıp okulun müfredatından kültürüne, ölçme yaklaşımından iyi oluş sistemlerine kadar bütün okul tasarımına yayılan bir sorumluluk alanı olarak görüyorum. 

Koç Okulu’nun bu alandaki katkısını üç başlıkta tanımlarım. Birincisi, geleceğin yetkinliklerini ve değerlerini taşıyan bireyler yetiştirmek. Değişen dünyanın ve iş gücünün talep ettiği problem çözme, yaratıcılık, eleştirel düşünme, iş birliği ve uyum gibi becerileri; küresel ve kültürlerarası yeterlikleri; sürdürülebilirlik okuryazarlığını eğitim deneyiminin merkezine almak. Bu, doğrudan toplumsal etki üretir çünkü okuldan mezun olan her öğrenci, bulunduğu her ortamda bu yaklaşımı çoğaltır. 

İkincisi eşitlik, kapsayıcılık ve iyi oluşu temel bir sorumluluk olarak ele almak. Farklı öğrenme ihtiyaçlarını gözetmek, sosyoekonomik eşitsizlikleri azaltacak sistemik engelleri kaldırmak ve herkes için kaliteli eğitimi güvence altına almak; aynı zamanda öğrenci ve öğretmen iyi oluşunu temel eğitim deneyimine entegre etmek. Bunlar, eğitim kurumlarının toplumsal faydasının en somutlaştığı alanlar.

Üçüncüsü ise sistemin paydaşları arasında bağ kurmak ve örnek bir “öğrenen organizasyon” olmak. Koç Okulu’nun kültüründe öğretmen gelişimi ve kalite güvencesinin yer alması, topluma katkı ve sürdürülebilirlik temasının vizyonun bir parçası olması önemli bir avantaj. 

Bu yaklaşımı, öğrencinin topluluk ve gerçek dünya bağlantıları kurduğu öğrenme tasarımlarıyla güçlendirdiğimizde okul-toplum etkileşimi, etkinlik düzeyinden kalıcı ortaklık düzeyine taşınabilir. Özetle Koç Okulu’nun toplumsal etki sorumluluğunu, güçlü akademik çıktılar kadar öğrencinin dünyayı anlama ve dönüştürme kapasitesini büyüten, kapsayıcılığı ve iyi oluşu gözeten, sürdürülebilirlik perspektifi olan bir öğrenme yolculuğu tasarlamak olarak görüyorum.

Vehbi Koç Vakfı’nın topluma hizmet ve sürdürülebilir etki odaklı yaklaşımı, Koç Okulu’nun karar alma süreçlerine nasıl yansıyor? Bu güçlü ekosistemin bir parçası olmak, liderlik anlayışınız ve kurumsal öncelikleriniz için nasıl bir sorumluluğu beraberinde getiriyor? 

Vehbi Koç Vakfı’nın topluma hizmet ve sürdürülebilir etki odaklı yaklaşımı, Koç Okulu’nda karar almayı sadece kısa vadeli operasyonel hedefler üzerinden görmeyip uzun vadeli eğitim kalitesi, dayanıklılık ve öğrencinin bütünsel gelişimi üzerinden düşünmeyi zorunlu kılıyor. Zaten bugün eğitim ekosistemini şekillendiren güçler okulların hem uyum sağlayan hem de yön gösteren kurumlar olmasını gerektiriyor. Bu perspektif Koç Okulu’nda dönüşümü sistematik bir yol haritasıyla yönetmeye teşvik ediyor. Bu güçlü ekosistemin bir parçası olmak benim liderlik anlayışıma iki temel sorumluluk yüklüyor. Birincisi, okulun akademik gücünü korurken aynı anda geleceğe hazırlayan dönüşümü cesaretle sahiplenmek. İkincisi ise bunu “insani” olandan ayırmadan yapmak. Gerçek yatırımın öğretmene ve pedagojik tasarıma yapılması gerektiğini düşünüyorum. Vakfın sürdürülebilir etki yaklaşımı ve kurucularımızın miras bıraktığı vizyon, Koç Okulu’nda aldığımız her kararı şu soruyla test etmeyi gerektiriyor: “Bu adım, öğrencinin öğrenme yolculuğunu, dünyaya ve topluma katkısını daha anlamlı, daha adil ve daha geleceğe dönük hâle getiriyor mu?” Ben de bu rolü, bu soruya her gün, veriye dayanan ama insanı merkezde tutan bir liderlikle cevap verme sorumluluğu olarak görüyorum.

“Koç Okulu’nda öğrenmeyi toplumsal katkıyla buluşturan bir eğitim yaklaşımı var”

Prof. Dr. Güray Erkol yeni nesil öğrencilerle kurduğu temasın ortaya koyduğu dönüşümü şöyle özetledi: “Bu kuşak iyi anlatılan dersten çok, anlamlı bir öğrenme yolculuğu arıyor. Daha fazla söz hakkı, daha fazla seçim alanı ve öğrenmeye dair daha fazla sahiplik istiyorlar. Öğrenme yalnızca sınıfta kalmasın, gerçek dünyayla bağlantılı olsun istiyorlar. Hızlı geri bildirim aldıkları ve kendilerini güvende hissettikleri bir okul ortamı bekliyorlar. Bu da okulların pasif öğrenmeden aktif öğrenmeye, daha kişiselleştirilmiş ve disiplinler arası yaklaşımlara doğru evrilmesini zorunlu kılıyor. Koç Okulu’nda bu beklentileri karşılayacak şekilde öğrenmeyi yalnızca müfredat içeriği olmaktan çıkarıp gerçek problemlerle, proje ve üretimle, toplumsal katkıyla buluşturan bir eğitim yaklaşımı var."