24 Ağustos 2026

Antik insanlar mağaralara genetik imzasını bırakmış

Bilim insanları, İspanya ve Portekiz'deki mağara duvarlarında binlerce yıllık antik insan DNA'sı buldu. Paleogenetik dünyasında bir ilk olan bu keşif, mağara resimlerini yapan toplulukların genetik geçmişini aydınlatmaya hazırlanıyor. 

Uluslararası bir araştırmacı ekibinin yürüttüğü ve Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden uzmanların da katıldığı çalışmada, mağara duvarlarındaki yüzeylerden ve kaya resimlerinin bulunduğu alanlardan antik insan DNA’sı izleri çıkarıldı. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma, insan DNA’sının mağara duvarlarında binlerce yıl boyunca korunabildiğini kanıtladı.
 
İspanya ve Portekiz’deki 11 farklı mağaradan alınan 120 örnek incelemeye alındı. Araştırmacılar boyalı panellerin yanı sıra, kontrol amacıyla insan izi görünmeyen sade duvar alanlarından da örnekler topladı. Laboratuvar analizleri sonucunda toplam 5 örnekte antik insan mitokondriyal DNA’sına rastlandı.
 
Portekiz’deki Escoural Mağarası'nın pigmentli bir kalsit tabakasında ve mağaranın derinliklerindeki sade (boyasız) iki duvar yüzeyinde insan DNA'sı tespit edildi. Kuzey İspanya’daki Covaron Mağarası'nın kaya sanatının hemen yanındaki iki sade duvar yüzeyinde insan DNA'sı bulundu.
 
Escoural Mağarası’ndan alınan bazı örneklerde hayvan DNA’sına rastlanmazken yalnızca insan DNA’sı bulundu.  Mağara resimlerini yapan ya da bu alanları kullanan antik insanların terli elleri, boya püskürtmek için kullandıkları kemik borulardan yayılan tükürükleri veya diğer vücut sıvıları, bu kalıntıların binlerce yıl boyunca duvar yüzeyinde korunmasını sağladı. Bulunan DNA'lardan birinin, kireç taşı ve mermer oluşumunu sağlayan kalsit tabakasıyla kaplandığı için günümüze kadar bozulmadan ulaştığı tespit edildi. Covaron Mağarası’ndan alınan örneklerin çekirdek DNA analizleri, bu genetik izlerin günümüz insanının ataları olan Batı Avrupalı avcı-toplayıcı gruplara ait olduğunu ortaya koydu. İncelenen örneklerin 3’ünün ağırlıklı olarak kadınlara, 1’inin ise bir erkeğe ait olduğu belirlendi. Keşif, her ne kadar mağara resimlerini doğrudan yapan kişi kesin olarak tespit edilemese de, o duvarlara kimlerin dokunduğunu ve mağaraların derinliklerine kadar kimlerin ilerlediğini anlama konusunda devrimsel bir kapı aralıyor.
 
Öte yandan, İspanya'daki ünlü Altamira Mağarası'nda duvarlara boya püskürtmek için kullanılan binlerce yıllık bir kuş kemiği (püskürtme aracı) da incelendi. Ancak bu nesne üzerinde, modern dönemdeki yoğun insan teması ve kirlenme nedeniyle antik insan DNA’sına ulaşılamadı.
 
Bu keşif, arkeogenetik alanında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Artık bir mağarada insan kemiği veya arkeolojik kalıntı bulunmasa bile, insanların o mağarayı ziyaret edip etmediği ve iç kısımlarına ne kadar ilerlediği anlaşılabilecek.  Araştırmanın kıdemli yazarlarından palaeogenetikçi Matthias Meyer, çalışmanın önemini şöyle açıkladı: "Bu çalışma, antik DNA’yı nerede bulabileceğimize dair düşünce yapımızı temelden değiştiriyor. Antik DNA’nın sadece boyalı yüzeylerde değil, geçmişte insan hareketine dair hiçbir görsel iz taşımayan mağara duvarlarında da saklanabildiğini gördük. Artık 'Bu duvara kim dokundu?', 'Bir kadın mıydı yoksa bir erkek mi?' ve 'Hangi topluluğa aitti?' gibi yeni sorular sorabiliyoruz."
 
Araştırmacılar, kaya resimlerindeki boya yüzeylerinin DNA’yı koruma oranının değişken olduğunu, DNA'nın korunabilmesi için özel koruyucu mineral katmanlarının gerektiğini belirtiyor. Yöntemlerin geliştirilmesiyle birlikte gelecekte mağara sanatını oluşturan ilk sanatçıların kimliklerine ulaşılabileceği öngörülüyor. Bir sonraki aşamada, mikro-invaziv (en az zarar veren) örnekleme yöntemleriyle daha fazla mağara ve farklı sanat teknikleri incelenerek insanlık tarihinin kayıp parçaları birleştirilmeye çalışılacak.