18 Aralık 2020

Popüler icatların ilginç hikâyeleri...

İcatlar, hiç şüphesiz ki insanlık tarih boyunca süregelen gelişimin itici güçlerini oluşturuyor. Pek çoğu günlük yaşamımızın olmazsa olmazı haline gelen bu icatların nasıl ortaya çıktığını hiç düşündünüz mü? İşte hepimizin yakından bildiği o icatların ilginç hikâyeleri…
 
Kimisi tesadüfen kimisi başka bir icat üzerinde çalışırken kimisi de uzun yıllar boyunca devam eden yoğun bir çabanın sonucunda insanlık tarihine armağan edilmiş icatların nasıl ortaya çıktığını biliyor musunuz?

Çalar saat
Yıllar boyunca uyku severlerin yatak odalarının vazgeçilmezi olan çalar saat Amerikalı Levi Hutchins’in kendi sorununa çare üretme arayışı sonucunda 1787 yılında ortaya çıkmış bir icat. 26 yaşında bir saat tamircisi olan Hutchins, pek çok insan gibi uykuyu çok seviyordu. Ama ne yazık ki her sabah saat 4 gibi kalkıp işine gitmek üzere hazırlanmak zorundaydı. O dönemde insanlar hava karardıktan kısa bir süre sonra yattığı için saat 4’te kalkmak da onlara zor gelmiyordu. Ancak Hutchins, uykuyu çok sevdiği için ne yaparsa yapsın hiç zamanında uyanamıyordu. İşi insanlara zamanı göstererek onların günlerini doğru planlamalarına yardımcı olan saati üretmek ve tamir etmek olan Hutchins, ne ironidir ki hep geç kalktığı için zamanını doğru yönetemiyordu. Bir gün aklına bir alarm tasarlama fikrinin geldiğini söyleyen Levi Hutchins, tüm dünya insanlarının yüzlerce yıl evlerinin ayrılmaz parçası olan çalar saat icadına nasıl hayat verdiğini şu cümlelerle anlatıyordu: “Fikrim sesli bir alarm tasarlamaktı, ama çok güçtü. Derken aklıma bir çan kullanmak geldi. 29*14 boyutunda bir kutu yaptım. Büyük bir bakır saatin içini oraya yerleştirerek bir çivi ve dişli kullandım. Akrep saat 04:00’e geldiğinde, çiviyi itiyor ve çivi çana vuruyordu ama vuruş tek bir vuruştu fakat çanın sesi öyle fazlaydı ki, uyanıyordum…” 
Hutchins’in sorununa çözüm olması amacıyla ürettiği bu icat kendisi gibi uyanma sorunu yaşayan binlerce insan tarafından da kısa zamanda kabul gördü. 94 yaşında hayata gözlerini yuman Hutchins, para ile çok ilgisi olmayan bir insandı bu yüzden de ne yazık ki icadına patent almayı da aklından geçirmedi.

Kedi gözü reflektörü
Bir düşünün gece uzun yola çıkıyorsunuz. Elektrik direkleri yok daha da önemlisi yolun tüm kıvrımlarını görebileceğiniz hiçbir aydınlatma yok. Yine de o yolculuğa çıkmaya cesaret eder misiniz? Pek çoğunuzun sabahı beklerim dediğini duyar gibiyiz. Ancak ya buna mecbursanız? 1933’de Percy Shaw’ın da yaşadığı tam böyle bir şeydi. Sisli bir gecede otomobiliyle yolculuk yapan Percy Shaw, uçurumdan yuvarlanmasına ramak kalmışken oradan geçen bir kedinin gözlerinin parlamasıyla uçurumu fark edip arabasının direksiyonunu kırarak ölümden son anda kurtuldu. Yaşadığı bu olay ona her yıl onlarca hayatın kurtulmasına katkıda bulunan kedi gözünü tasarlaması yolunda ilham verdi. Günümüzde de hemen hemen tüm yollarda gördüğümüz kedi gözü reflektörleri işlevselliğini halen devam ettiriyor.

Cırt cırt
Hepimizin hayatı boyunca en az bir tane cırt cırtlı kıyafeti, ayakkabısı ya da aksesuarı olmuştur değil mi? Üstüne üstlük hepimizin de hemfikir olduğu üzere cırt cırtlı ürünler bağcık ya da fermuara göre daha kullanışlıdır. Sık sık açılmaz, kolay kolay bozulmaz vs. Peki ama hala yaşamımızda çok fazla yer tutan bu gizli kahraman sizce nasıl keşfedildi? Elektrik mühendisi George de Mestral, bir gün köpeği ile birlikte İsviçre’nin tertemiz havası ve yemyeşil bitki örtüsüyle adından söz ettiren dağlarında gezintiye çıkmıştı. Birkaç saat sonra dağlarda bolca bulunan dulavratotunun elbiselerine ve köpeğinin tüylerine yapıştığını fark etti. Bunun nasıl gerçekleştiğini merak ederek mikroskopla incelediğinde dulavratotunun üzerinde sayısız denecek kadar çok kanca olduğunu gördü. O sırada aklında bir ışık yandı ve bugün cırt cırt diye tabir ettiğimiz icada hayat verdi. 1955 yılında, De Mestral icadını naylon malzeme ile birleştirerek cırt cırtı bugünkü formuna kavuşturdu.

Penisilin
Yıllardır onlarca hastalığın tedavisinde kullanılarak pek çok kişiyi ölümden kurtaran penisilin aynı zamanda dünya üzerindeki ilk antibiyotik olarak kabul edilir. Tıp alanında bir çığır açan penisilinin ortaya çıkışı da tamamen tesadüf. Bu ilginç hikâye için 1928 yılının İngiltere’sine gitmek gerekiyor. Londra’da bir hastanede çalışan Dr. Alexander Fleming, ailesi ile bir aylık bir tatil yapmaya karar verir. Ancak bunu yaparken araştırmalarını gerçekleştirdiği laboratuvarının güneş görmeyen bir yerinde kültür kaplarını bıraktığından habersizdir. Yaklaşık 1 ay sonra işine geri dönen Fleming kaplardan birinde bakterilerin çoğalmadığını  fark eder. Fleming, yaptığı araştırmalar sonucunda küflenen kapların içindeki bir maddenin bakteri oluşumunun önüne geçtiğini anlar.  Daha sonra arkadaşlarıyla birlikte detaylı bir araştırma yapan Fleming, bakterileri öldüren bir maddenin varlığını keşfeder. Çığır açan bu buluşa ise penisilin adını verirler. Dünyanın ilk antibiyotiğini keşfeden bu bilim insanları 1945 yılında Nobel ile ödüllendirilirler.  

Teflon
Mutfakta zaman geçirmeyi seven kime sorarsanız sorun bu yüzyılın en büyük buluşlarından birinin teflon olduğunu söyleyecektir. Bir düşünsenize hiçbir gıda yapışmıyor, üstelik temizlemesi de son derece kolay. Daha ne olsun! Peki, ama yemek yaparken adeta bir kurtarıcı olan teflon nasıl keşfedildi? Amerikalı bir kimyager olan Dr. Roy J. Plunkett, soğutucu madde üretimi üzerine çalışıyordu. Bir gün mesaiyi bitirirken üretimde kullandığı hammaddenin arta kalanını ertesi gün değerlendirmek üzere çelik bir tüpe koydu ve evinin yolunu tuttu. Bir sonraki gün yine her zamanki gibi sabah erken saatlerde gelip mesaisine başladı. Üretime devam etmek için bir önceki gün doldurduğu tüpün vanasını açtı. Ancak tüpten gaz çıkmıyordu. Plunkett, bu işte bir gariplik olduğunu sezdi çünkü tüpten gaz çıkmamasına rağmen ağırlık azalmamıştı. Bu da tüpün içindeki maddenin dışarıya sızmadığını gösteriyordu. Peki, ama hammadde neredeydi? Merakına engel olamayan Roy J. Plunkett, tüpü ters çevirerek vanayı tamamen çıkardı. Bunun üzerine tüpün içerisinden dışarıya ele yapışmayan, kaygan ve ısıya dayanıklı beyaz bir toz çıktı. Plunkett, tüpün içindeki gazın polimerleşerek plastik maddeye dönüştüğünü anladı. 1938 yılında keşfedilen teflonun hammaddesi ilk zamanlarda atom bombasının yapımından uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda kullanıldı. Tarihler 1956 yılını gösterdiğinde ise bu maddenin alüminyum tavaların kaplanmasında kullanılmasıyla birlikte mutfaklardaki yolculuğu başladı. Bu tarihten sonra da teflon tavalar “yapışmaz” sloganıyla gündelik yaşamımıza girerek kendisine sarsılmaz bir yer edindi.

Güvenli kırılmaz cam
Kırılmaz camın yolculuğu da tıpkı diğer icatlar gibi bir laboratuvarda başlıyor. Fransız bir kimyager olan Édouard Bénédictus bir gün yine laboratuvarda çalışırken raftan bir deney tüpü almak ister o sırada yanlışlıkla tüpü düşürür. Zemine çarpan tüp kırılır ama bütünlüğünü koruyarak paramparça olup zeminde dağılmaz. Tüpün neden dağılmadığını merak eden Bénédictus, hemen tüpü incelemeye koyulur. Gerçekleştirdiği çalışmalar sonucunda ise camın içinde esnek bir film şeridine benzeyen bir parça görür ve bunu da incelediğinde içinde selüloz nitrat kalıntılarının olduğunu anlar. Bunun üzerine iki cam tabaka arasına selüloz nitrat yerleştirerek güvenli camı yaratır. İlk olarak I. Dünya Savaşı sırasında gaz maskelerinde kullanılan güvenli cam, daha sonra arabalarda da kullanılmaya başlandı ilerleyen yıllarda ise neredeyse güvenlik amaçlı olarak tüm cam ürünlerde kendisine kullanım alanı buldu.
 
 

Yorum yapmak için lütfen üye olunuz