11 Mayıs 2022

Sanat engel tanımaz diyenler...

Sanat, mucizenin ta kendisidir dersek nokta atış bir tanımlama olur. Okuma-yazması olmayan görme engelli birinin şair olması, elleri olmayan, kulakları duymayan, âmâ birinin ressam veyahut müzisyen olması, ayakları olmayan birinin dansçı olması gibi… Gönül gözünün açık olması yeter büyük sanatçı olmaya… 
 
Âşık Veysel altı yaşında iken görme yetisini yitirir ancak onun sazına sözüne yetişebilen hâlâ yok günümüzde. İtalyan tenor, söz yazarı, besteci ve albüm yapımcısı Andrea Bocelli bir futbol kazasının ardından 12 yaşında tamamen kör olur. Alman besteci ve piyanist Beethoven 26 yaşında işitme duyusunu kaybeder. Dünyaca ünlü tablolara imza atan ressam Eşref Armağan doğuştan görme engellidir. Amerikan Görme Engelliler Vakfı olmak üzere çok sayıda organizasyonda görev almış ve görevleri nedeniyle dünyanın pek çok yerine seyahat etmiş Helen Keller, görme ve işitme engelidir. Hintli profesyonel dansçı Sudha Chandran yaşadığı bir kaza sonucu sağ ayağını kaybetmesine rağmen mesleğine dört elle sarılır. Gelin bu engel tanımayan sanatçıların hayatına daha yakından bir ışık tutalım.
 
Veysel Şatıroğlu – Halk Ozanı
Büyük bir halk ozanı asıl adı Veysel Şatıroğlu olan Aşık Veysel, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde 1894 yılında dünyaya gelir. İki kız kardeşini dönemin yaygın hastalıklarından olan çiçek hastalığından dolayı kaybeden ozanın kendisi de henüz yedi yaşındayken yakalandığı bu hastalık sebebiyle iki gözünü kaybeder.  Sanat hayatı babasının ona aldığı bağlama ile başlayan Aşık Veysel, birçok ozanın türkülerini ezbere çalmaya ve söylemeye başlar. Belli bir dönem köy enstitülerinde müzik hocalığı yapar. Eserlerinde oldukça yalın bir dil kullanan Aşık Veysel, aynı zamanda kelimeleri çok usta bir şekilde kullanmasıyla da bilinir. Eserlerinde en saf duygulara yer veren Aşık Veysel, yaşama sevinci, doğa, aşk, hüzün, iyimserlik, umutsuzluk gibi konuları eserlerinde işler. Pek çok eseri farklı müzisyenler tarafından yorumlanan Aşık Veysel, küçük yaşta görme yeteneğini kaybetse de üreterek hayata devam etme yolunda en önemli örnekler arasında yerini alır.
 
Andrea Bocelli Tenor, Söz Yazarı, Besteci
Toskana bölgesinin küçük bir kasabası olan Lajatico’da dünyaya gelen Andrea Bocelli, küçükken geçirdiği bir kazanın ardından görme yetisini kaybetmesine rağmen; hedeflerinin peşinden gitmeyi başarabilmiş büyük bir sanatçı. 1982’den beri Bocelli hem pop hem de klasik müzikten 15 solo stüdyo albümü, üç büyük hit albümü ve dokuz opera kaydeder. Dünya çapında 90 milyondan fazla albümü satar. Müziğe olan yeteneği küçük yaşta keşfedildiği halde, yaşadığı zorluklar sonucu ailesi tarafından eğitim hayatına yönlendirilen büyük sanatçı, Pisa Üniversitesi’nde Hukuk bölümünü bitirmesiyle, müzisyen kimliğinin yanı sıra avukat olmasıyla da bilinir. Ancak tüm bu süreç boyunca, müziğe olan yeteneğini ve ilgisini yitirmeyen Bocelli, idol olarak belirlediği Franco Corelli’nin yanında kendini yetiştirmesinin ardından müzik dünyasında namını yayar.
 
Ludwig van Beethoven – Besteci, Piyanist
Müziğini ruhuyla ve yeteneğiyle perçimleyen Beethoven, Almanya’nın Bonn şehrinde dünyaya gözlerini açar. Müzik hayatına aile bütçesine katkıda bulunmak için kiliselerde piyano çalarak başlar. 7 yaşındayken müzikte klasik akımdan romantik akıma geçişin ilk temsilcilerinden biri olur. 1798 yılında duyma sorunu yaşamaya başlayan Beethoven 46 yaşında tamamen sağır olur. Beethoven’in bestelediği eserleri duymaması onun için hiçbir sorun oluşturmaz. Duymadığı ama hissedebildiği notalar sayesinde ölümüne kadar birçok esere imza atar hatta en bilinen eserlerinden biri olan 9. Senfoni’yi tamamen sağır olduğu dönemde besteler.
 
Eşref Armağan – Ressam
1953 yılı doğumlu olan Eşref Armağan; dünyanın doğuştan görme engelli ilk ve tek ressamıdır. Bu özelliği ile Armağan; sadece Türkiye de değil, dünya çapında da duyulur. Eşref Armağan’ın görme engeli ile yüzleşmesi 3-4 yaşlarında iken olur. 6 yaşından sonra yaşadığı dünyayı kendi teknikleri ile tanımaya çalışan Armağan’ın en büyük destekçisi babasıdır. 41 yıllık ressamlık hayatında Amerika ve Avrupa’da çok sayıda sergi açar ve Eski Amerikan başkanlarından Clinton’un portresini yapar. Doğuştan itibaren görme engelli olan birinin, gerçeğe bu denli yakın resimler çizebilmesi “Acaba biraz olsun görüyor mu” sorusunu akla getirir. Beyin yapısı Harvard Üniversitesi tarafından incelenen Eşref Armağan’ın görememesine rağmen dünyaca ünlü tablolara imza atabilmesi bilimsel çalışmalara konu olur. Bu şekilde Eşref Armağan’ın yüzde 100 görme engelli olduğu bilim tarafından da kanıtlanmış olur. Eşref Armağan bize gösteriyor ki; doğuştan görme engelli biri görsel sanat dallarında da başarılı olabilir.
 
Helen Keller – Yazar, Gezgin
Kör, sağır ve dilsiz olan Helen Keller’in yaşamı bir kahramanlık efsanesi kadar ilginç. Helen Keller, Amerika Birleşik Devletleri’nin Alabama Eyaletinin Taskanbiya şehrinde 1880 yılında dünyaya gelir. Henüz 19 aylıkken geçirdiği birkaç gün süren yüksek ateşli bir hastalık sonucunda görme, işitme ve konuşma yeteneklerini kaybeder. Helen, zorluklar karşısında kolayca pes edecek bir kişiliğe sahip bir çocuk değildi. Diğer duyularını kullanarak çevresini keşfetmeğe ve tanımaya başlar. Engellerine rağmen başardıkları, onu efsanevi bir kişilik haline getirir. Beş lisan bilen, bisiklet, kano ve yelkenli ile gezintiye çıkan, yüzen, satranç oynayan Helen Keller, yazdığı makaleler ve bir dizi kitapla kendisini engellilere yardımcı olmaya adar. Başta Amerikan Görme Engelliler Vakfı olmak üzere çok sayıda organizasyonda görev alır ve görevleri nedeniyle dünyanın pek çok yerine seyahat eder.  Helen Keller’in dünya görüşünü anlayabilmemiz için kendi sözlerinden birine dikkat kesilelim: “Bir mutluluk kapısı kapanırsa, mutlaka başka bir mutluluk kapısı açılır. Ancak, bizler çoğunlukla kapalı olan kapıya baktığımızdan bizim için açılmış olan yeni kapıyı göremeyiz.”
 
Sudha Chandran – Dansçı
1965 yılı Mumbai doğumlu Sudha Chandran, Hintli bir sinema ve televizyon oyuncusu olmasının yanı sıra büyüleyici müzikleri ve mistik havasıyla Hindistan’ın en kadim dans stilinden biri olan Bharatanatyam dansçısıdır. 17 yaşında Tiruchirapalli, Tamil Nadu yakınlarında geçirdiği bir trafik kazasında profesyonel dansçı Chandran sağ ayağını kaybeder. Daha sonra protez bir Jaipur ayağı yardımıyla hareket kabiliyetini yeniden kazanır. Birçoğu onu Jaipur Ayak adı verilen yapay bir protez bacak üzerinde dans eden kadın olarak tanır. Chandran, engeline boyun eğip kenara çekilmez ve dans etmeye devam eder.
 
Sanat öyle bir güzelliktir ki ulaşılacak en yüksek yerdir yani zirvenin ta kendisidir. O zirveye ulaşabilmek ancak ruh yüksekliği ile mümkündür.
 

Yorum yapmak için lütfen üye olunuz